Derneğimiz tarafından 27 Şubat 2010 günü Nallıhan Kuş Cenneti'ne düzenlenen geziye ait notlar Riyat Gül tarafından derlenmiştir.
Siz de bundan sonraki etkinliklerimizden daha hızlı haberdar olmak isterseniz Facebook grubumuza katılabilirsiniz.
http://www.facebook.com/group.php?gid=14095849091
Etkinliğe ait gezi notları aşağıdadır...
27 Şubat 2010 Cumartesi günü derneğimizin rehberlik hizmeti sunduğu 74 kişi hep birlikte Nallıhan kuş cenneti ve İnözü vadisini kapsayan bir kuş gözlem etkinliğine katıldı. Sabah 08:00'de Ankara'dan kalkan 4 küçük otobüs dolusu her yaştan katılımcıyı ilk sürpriz Ayaş-Beypazarı arasındaki bozkırda karşıladı. Bir kara akbaba bozkırın ortasında süzülüyordu. Çoğumuzun aklına gelen soru burada ne aradığıydı. Genellikle yüksek rakımlı ormanlık arazide karşılaştığımız arkadaş için alışılagelmiş bir yer değildi bozkır. Yarım saat kadar sonra buradaki bulunma nedeni anlaşılmıştı. Aynı bireyi 2.ci kez bu sefer Beypazarı çöplüğünün üzerinde uçarken gördük. Yukarılarda yiyecek bulamayınca çöplükleri dolaşma isteği duymuş olacak.
Nallıhan kuş cennetine varır varmaz karşı tepelerde bir karaltı göze çarptı. Teleskobu oraya doğrultunca okülerde bir çift gökdoğan görülüyordu. Dünyanın en hızlı pike yapan yırtıcısını tüm grup doyasıya seyretti. Daha sonra göle yönelindi. Genel bir bakışla bir kısım kış konuğumuzun alandan ayrıldığı, üreyen türlerin yavaş yavaş gelmeye başladığı anlaşıldı. Yüzlerce yeşilbaşın yanındaonlarca angıt, tek tük fiyu ve kaşıkgaga, kışın henüz bitmediğinin habercisiydi ancak kış konuğumuz olan çamurcunlar alandan ayrılmıştı. Belki de baraj gölündeydiler. Ancak alanın doğusundaki ağaçlarda salkım salkım yuva yapan gri balıkçıllar tam tersini, yani üreme döneminin başladığını söylüyordu. Aynı ağaçlık alanda düzenli olarak üreyen kara çaylaklardan henüz haber yoktu. 15 kadar kaşıkçı, klasik gaga hareketleriyle besin arıyordu.
Günün 2.ci, belki de 3.cü sürprizi 13 adet ötücü kuğuydu. Alana oldukça seyrek uğrayan ve hala üreme bölgelerine gitmemiş olan kuğularımız kısa bir süre sonra uçarak alanı terkettiler. Karabataklar genci-yaşlısı her yerdeydiler ve klasik kanat kurutma davranışıyla kolayca ayırt ediliyorlardı. Alanın uzağında tek tük büyük akbalıkçıllar gözlendi. Uzun uzun gökyüzüne bakmamıza rağmen ak kuyruklu kartallarımız ortalıkta görünmedi. Kara leylekler henüz gelmemişti ve alanın güneyindeki dağlarda yaşayan ve bazen alana kadar gelen kızıl geyikler de uğramadı o gün. Uzaktan kaya sıvacısının �ırrrrrrrrrrr tıt-tıt-tıt�ları sürekli işitildi.
Dünyada sadece alanın birkaç yüz metre ötesinde yetişen ve değerli botanikçi hocamız Adil Güner'in adı verilen bir tür dağ sümbülüne (Muscari adilii) bakmaya gittik birkaç botanikçi arkadaşla. Tahmin ettiğimiz gibi genellikle Mart ortasına doğru açan çiçekler, havaların iyi gitmesiyle tamamen açmıştı. Malum tepe sümbüllerle doluydu. Zarar vermemeye çalışarak bol bol fotoğrafları çekildi.
Öğleden sonra Beypazarına gidildi. Yemek molasından sonra bir grup vadinin batısındaki tepelerinde kısa bir yürüyüş yaptı. Alaca ağaçkakan, büyük baştankara, kaya kirazkuşu, kerkenez, alakarga, kuzgun, sıvacı ve mavi baştankara gözlenen türlerdi. Küçük akbabalar henüz ortada yoktu.
Hava kararmaya başlamıştı ve 17:00 civarında dönüş yolculuğu başladı. Genç-yaşlı herkes doğada olmanın ve belki de hayatında ilk kez bu kadar türü gözleriyle görmenin mutluluğunu yaşıyordu.




.png)


Giriş
